30 Aralık 2008 Salı

kız, kadın

#1 TAVAN

Yüksek tavanlar kasfetli değil midir? Bunu birilerinin söylemiş olması gerekirdi ki herşey daha kolay anlaşılabilirdi.

Ehhehk... hazırsanız başlayalım.

Odanın tavanı olması gerekenden daha yüksekti, bunu farketmek için dostoyevskivari analizlere gerek yok. Pencereler ahşaptandı. Gecenin siyahı ile gün boyu şiddetle devam eden tipinin beyazı ahşap pencerelerden kol kola gri bir tonda giriyorlardı. Bu evi betimlemek için ahşap kelimesi fazlasıyla yeterliydi. Ahşap pencereden gelen gri ışık hüzmesi doğrudan ahşap parkeler üzerinde gıcırdayan ahşap sallanan sandalyede oturan orta yaşlı çelimsiz bakımsız ama bir o kadar da güzel kadının hedef alıyordu. Gri hüzme önce baştan sona kadını dikkatlice süzdü. Ardından kadının sağ göz bebeğinin çığlıklar içinde ağlayıp yaşları gözün dışına taşırdığını farketti. Gözün dışına taşan damlacığı bebekten çıkıp önce kirpiklere takılarak daha da küçülüp elmacık kemiğinin çıkıntısının bittiği noktada kendisini serbest bırakıp sonsuzluğuna doğru salındığı ana kadar takip etti.

Her şey göz yaşı ile ilgiliymiş gibi gözükürken hiç bir şey ilgili değildi aslında. Ahşap oda sallanan sandalye ve o. sallanan sandalye ve sabreden kız. ve ahşap oda. ve kadın. Kız sallandıkça tahriş olan ahşap fayans ise her şeyden habersiz, sebepsiz şiddetin sessizliğinde bir damla göz yaşı döküyordu camdan dışarı. Gri ışık hüzmesi bu göz yaşına el sallarken karşılıksız kalışının hüznüyle birlikte sinirlenip bir daha o evin ahşap penceresinin yakınından bile geçmemeye yemininin etmişti bile.

Ve kadın. sallanan kız. kadın. sallanıyordu. birilerinden intikam alıyordu. bilmeden. kız, kadın sallanıyordu. yeterince sallanırsa belki de kozasından çıkan sandalye sallanarak martıların yanında güneye yol alacaktı. ahşaptan sıyrılıp geleceğe açtığı ahşap kutunun içine sakladığı gece yarısına başarısız fakir ve sevimsiz kavalyesi ile kendi arabalarında gideceklerdi. püf nokta kesinlikle arabada sadece ikisinin olacağı ve arabayı fakir sevimsiz başarısız kavalyesinin kullanacağıydı.

ahşap odaya geri dönelim. çünkü bize ihtiyaçları var. sallanan sandalye oradaydı. her zamanki kasfetiyle kendisi kadar kasfetli yüksek tavana bakmakla meşguldü. o da ayrı bir hikayenin konusu olabilir ama şimdilik sallanan sandalyeden bahsetmekten sıkıldım. ben ve başkaları ondan yeterince bahsetmiştik zaten. beni ilgilendiren sandalyedeki. göz yaşı dökmeyen hatta sallanmadan sadece tek bir noktaya göz bebeklerini sabitlemiş yaşlı kadındı. kıza baştan aşağı bir bakış atıldığı taktirde hüzünlenmesine sebep olacak bir sebep görünmüyordu. çirkin değildi, hasta değildi. ben, merakından geri dönen gri ışık hüzmesi, ahşap göz yaşı, martılar hep beraber kadının baktığı noktaya başımızı çevirdik;


yatak.

ahhaa eğer gerçekten o sahnede orada olan gerçek biri olsaydım. göstereceğim tepki durumun bütün dramatikliğine rağmen dramatik bir "hahha" olacaktı. sevinçliyim hahasından çok tahmin etmişti ahhaası olacaktı bu da.hahha. kadının baktığı noktada ahşap içinde gri nevresinli (ki bu sebepten gri ışık hüzmesi gözleri kamaşarak patladı) tek kişilik ortalama boyutta eski görünümlü bir yatak vardı. yatakta yatanı da üç hakta tahmin etmek dünyanın en zor meydan okuması olmazdı sanırım. o orada o yataktaydı. o her zamanki beyaz şey vardı altında, üstünde de göbek deliğine kadar sıyrılmış pembe bir başka bir şey.

annenin tasviri az yukarıda tekrar bakılmayı bekliyor.

lakin kız.


Kız, kız,
kadın. Kızı tasfir etmek çok zor sayılmazdı, sonuç olarak kız zor sayılmazdı.
Annesi, kız doğduğu gün daha cenin evresinden çıkamamışken ona kolay bir hayatın maskesini takmıştı bile. Kader tanrıya bırakılmamıştı ki kız tanrının, önünde duran anne baba figüründen başka bir şey olmadığını o gün düşünmeye başlamıştı. Kızın annesi tarafından takılan maskeyi benimsemesi sancılı bir süreç gerektirmedi, hatta göz yaşları ve huzursuzluklar hiç o diyarlara uğramamıştı bile. çünkü kolay gelmişti.
Kızın düşünmesine gerek yoktu, kızın yaşamasına gerek yoktu, anne yaşardı.

Ama


“Anne ne isterse o olur.” peki. ya lanet? belki!
(kendime not : bütün hikayenin çıkış noktası burası)


gereksiz bir girizgah süreci yaşandı galiba. Okuyucuyu boş yere sıkmış da olabilirim ama devamlılık açısından bu bilgilendirme şart gibi duruyordu. Şimdi gerçek anlamda kızın fiziksel tasvirine geçebiliriz sanırım. Kız, ne çevresindeki erkekleri komplekse sokacak kadar uzun ne de etrafındaki kızların dalga geçeceği kadar kısaydı ve kağıt üzerinde ince görünmesine rağmen vücundaki istisnasız bütün kıvrımları erkekleri onu kurtarmak için kapısı olmayan 80 katlı zindanın önünde senelerce zindanın penceresine yetişecek kadar saçlarını uzatıp, güçlendirip rasta yapıp kızı kurtarmak için zindana saçlarını halat yapmak gayesiyle zindanın kapısında beklemelerine sebep olacak kadar etkileyiciydi. Bu mükemmel orantıyı ise gerçek anlamda çevresindeki bütün kızların kıskanıcağı dolgunlukta ve her erkeğin kabul edeceği renk tonlarında saçları tamamlamaktaydı. Ah antonet... ha o başka hikayenin konusu. Kızdan bahsediyorduk. Kız, kadın özenle seçilmiş bir göz rengine sahip değildi, sokakta herhangi bir önemsiz kişinin kahverengi gözlerine sahipti. Bu yaratanın özel isteğiydi çünkü onun prensiplerinde kimseyi tamamen kusursuz bir dış görünüş ile yaratmak yoktu. Sırf bunun işareti olsun diye meleklere suratına bir veya meleklerin kıskançlık durumuna göre iki adet ben koyulmasını da emretmişti. Suratında her an şaşkınlık ifadesi eksik olmayan bir genç kız, kadındı o. utanç ve şaşırma anlarında aynı tepkiyi verdiği küçük bir gözlemin ardından farkedilebilirdi, aynı heyecanlı ve tebessüm etmeyen mimikler.

Kişiliği, karakteri, kimliği, takıntıları, merakları, hedefleri ve benzeri konularda üstte bulunan paragraf gibi açıklamalarda bulunmayacağım. Tamamen üst paragrafta okuyucuya verdiğim ip uçları ve sürecin devamında bıraktığım açık kapılardan anlaşılmasını tercih edeceğim.



“Annesi ne isterse o olur”
tam zıttı olması gerektiği fikri kafamda beynimle sevişirken, ben de elimle sevişirken yaşlı kız ile yataktaki o, rolleri değiştirmiş gibiydiler. Ben ve havarilerim yatağa baktığımızda kız, kadının çığlıklar içinde ağlıyor olduğunuı farkettik. O ağlıyordu. Karşısında duran annesi ağlayamıyordu, havarilerim ağlıyorlardı ben ve melekler hariç martılar dahil herkes ağlıyordu. O kusursuz kıvrımlara sahip ve herkesin “onun kadar aklı başında kızımız olsaydı” dediği kız yatakta çığlıklar içinde ağlıyordu. Ağlamakla kalması melekleriin ve benim hayattaki tek temennimiz olabilirdi. lakin kız elini göbek deliğinden aşağıya doğru tenine yapışık vaziyette kaydırmaya başlamıştı bile. Kızın eli kasıklarını geçti ve benim elim cebime gitti.

Kız ve ahşap sallanan sandalyede sallanan annesi çığlıklar içinde ağlarken kızın eli -bukowski'nin yarık demesine rağmen ben kelimeyi beğenmedim- o yere doğru gidiyordu. Kızın eli o yere vardığında fedai olarak işaret parmağını içeriye doğru saldı. parmak, arkasına aldığı tozu toprağa katan kafası sarıklı sipahileri ile içeriye doğru son hızla dalmaya başlamıştı. Parmak ve sipahiler durmadan içeri girip çıkıyorlardı, diğer yandan kız, anne ve havarilerim ağlıyorlardı en uç noktada ise benim elim aşağı ve yukarı gidiyordu. Parmak ve sipahiler en derinliklere doğru sefere çıkmışken o yerin merkezindeki zarın bir yanar dağa dönüşmesi an meselesiydi. Gitti geldi, gittik geldik, elim gitti ve geldi.

Sonunda patladı. Alevler o yerden yaratanın cennetinin merkezine doğru melekleri dahi eriterek anneyi komaya sokacak kadar kırmızı şekilde fışkırmaya başladı. Kız...,
kadın

olmuştu.


-yezit-



#3 BANK

Bu hikayenin anlatılış süreci doğrusal bir yol izleyemiyorsa ve hikaye direk olarak 3. bölüme geçiyorsa suçu bana aittir, milyonlar benim bu şımarıklığımı örtbas etmek uğruna kendilerini suçu kabullenmek amacıyla hakim karşısında atıyorlarsa hepsine müteşekkirim. ve umarım ki hepsi yanlış ifade vermek ve suça yataklıktan içeri atılırlar. bayan hayranlarımın bana olan bütün tutkuları ve benim için besledikleri koruma iç güdüsüne malup olarak tıkıldıkları prangalı dehlizlerde diğer bayan mahkumlar tarafından tecavüze uğramaları ise en büyük dileğimdir.

14 Aralık 2008 Pazar

viski

Ha ha

denemeleri ters tepti.

Hani tek cümlelerin gücüne inanıyorum ya. Tek cümlede anlatıp tek seferde üçlük çizgisinden topu doksana yuvarlamanın verdiği hazzı övmeye çalışmak için cümleler yazıp siliyorum ya,

Hiçbirine gerek kalmadı.
Çünkü döndüm, geri döndüm. Demekki karanlık koltuğa oturup ikinci maskeyi takmadıkça kendimi kandırmaktan öteye geçemiyormuşum.






Kayıtlara geçsin. Bu yazılanları kendime yazıyorum, bu yazılanları kendime yazıyorum. Hayal etmenin ne kadar kolay bir meziyet olduğunu ben anlatmaya çalışmıycam, kimseyle uğraşamam. Şu garip karmaşada kılavuza ihtiyacı olmayan biricik gerçeğimiz ise, - ha ha hahahahahahaha, zuzuzu kendime yazdığım bunları bir şekilde bi zaman birileri okuras gerçek ne ki, biricik gerçek mi olur andaval dediği anda anasına küfürler sallıyo olacağımı bilmesini isterim, çünkü hakkaten egom açıklama yapmaya değer olduğunuzu düşünmüyor.- sihir, büyü, hurafe, mucize dediklerinin bizzat

6 Aralık 2008 Cumartesi

bir

Bir dakika. Sahne dursun ve başa alalım filmi. Ben istersem alırız zaten, çünkü ben güçlüyüm.

Hah, şimdi de tedirgin beyaz bir ekran ve her şey duracak. Biz birerdik, bir geldik ve bir olalım,

Tek olabilmemiz için benim seni senin kelimelerinle kırbaçlamam lazım. Senin derinde açtığım her kırbaç izi de gece rüyamda nefsimi kırbaç darbeleriyle güçlendirirken hüzünden ağlamaman için, şimdi her şey duracak. Sen tedirgin beyaz bir ekran ol ki ben bu siyah ve mutlu halimle geldiğimde bir olabilelim, sen olalım. Ben senin eleğinden özümle geçip sen olduktan sonra dışarda kalanları martı kutusuna kapatalım ve yerin yedi kat altına demirleyelim. Ama o zaman gelene kadar çilekeş beyaz bir hüzün tedirginliği ormanındaki tek uzun yapraklı ağacın gölgesinde cenin ol beni bekle.

Senin eleğinde ben sen olmak için parçalara bölünücem ve eleğe kadar ben kendi benliğim olmaya devam edicem. Sonra tüğ kadar ince jilet kadar keskin köprülerde elenirken sen olmaya başlıycam. Ben mutlu ve siyahım. Benliğimi yollamaya başladığım anda sen olmaya başlayacam ki sen acı çekmeye başlayasın. İlk önce tatminsizliğimi yollayacağım canın en çok ilk seferde acısın diye. aslında senin iyiliğini düşünüyorum. Acıların en büyüğünü yaşadıktan sonra ondan sonra gelenler canını acıtamaz ki. Dalga geç onlarla. Eleğin öbür tarafından küfret veya umut ver onlara, hissetmek istediklerini hissettir ardından da hissettiklerine sahip olamayacaklarını farkettir. A, şey. Unutmuşum, sen eleğin o tarafında küfredemezsin ki, umut verip dalga da geçemezsin. Zayıfsın. Zayıfsınız

Çok beyaz. Her şeyin fazlası zarar. Çok beyaz




beyaz nezaman yeterince beyaz oldu ki. yaşamak beyazlarla siyahların dansı arasındaki gri damlaların mikroskoptaki altlkla üstlük arasındaki

baskı.....


konuşmayı olması gereken yere çekmeye gerek kalmadan akışına aksın o vakit.

aah asıl bilmediğimiz bir olduğumuzda dengenin olmayacağını bilmek veya dengenin zaten birdan fazlanın bir olmaya çalışması olduğu mu. aynı şey. siyahla beyaz aynı şey olmaya başladığında siyah artık siyah olmamaya başlar mı. sorular her zaman cevaba, ihtiyaç duyar mı. her etkinin tepkiye ihtiyacı olur mu. sorular








yeter.

21 Kasım 2008 Cuma

kasaba

Çok çok uzun zamandır bu derece yazmak zorunda hissetmemiştim. Ben hayatımda ilk defa bu gece kendimden korkuyorum.

Hayatımın boyunca kendimle çelişişimin sefalarını sürdüm. Aslında çok kolay olan hayatımın çok kolay özetini tek cümledee yapabilirim sanırım. Hayatım kendi kendimle çelişişlerimden aldığım hazdır. Hazır değildim ben artık çelişkilerin karın doyurmadığını farketmeye.











Ben benden çok korktum lan. Hatta direkt olarak erkekl yaradılışından çok korktum bugün. Sırf ondan değil, kadınlardan da korktuğumu söyleyebilirim bugün. Hayatım boyunca kendimle çelişkilerimi farkedip bu durumları egomu tatmin etmek için kullandım. Belki de hayatım boyunca insanlarla oynadım. Bilmiyorum. Savaş var, fazla düşünemiyorum.

Çok korkutucu bir geceydi. Bütün aynaların bana doğru döndüğünü yüzümü aynalardan birine çevirdiğim an farkettim bu gece. Aynalar kandırılmaz, ama aynayı aynaya baktığın an farkedersin,

ki aynayı farkettiğin an kendini de görmen kendini de görmene sebep oluyor. Kendini gör, kendini gör kendini gör men, gör me, gör, me.
n

Neyse, erkek yaradılışı demiştim.-Demiştim ne demek, kendime yazıyorum-. Neyse, erkek yaradılışı demiştim.dfs. Bugükü, daha önce farketmiş olsam da, bu derece kesin yaşamış olduğum ilk çıkarımım: erkek yaradılışı dediğim hikaye, ortamda ayna olduğu vakit kendisini gösteriyor.

Açıklama yapma gereği duydum. Kendi yazdığım metaforu kendime açıklayacağım evet. Ki büyük ihtimalle neyi sembolize ettiğimi unutabilecek derecede salak olabilirim bazen. BAZEN, normalde çok zekiyim ve bunun farkındayım. ahaha çelişki lan. çelişkiler korkutucu, ondan bukadar kendimden korkuyorum. metafora gelirsem, ayna=kadın. (saalun).



Olay:
Doğum günü, disko ışıkları, alkol, dans müziği, alkol, insanlar çok fazla insan. öncesinde trafik, yemek, sonrasında taksi, ev.
kişiler: kişilere önem vermiyorum. sadece o var. o denebilecek kadar değerli değil ama olayın akıcılığı ve prayvisi açısından "o". ve ben, zaytun, ziytun. 3ümüzün ortak noktası üçümüzün de sevgilisi olduğu gerçeği. ben ve zaytun çok yakın arkadaşız, ziytun ise sevdiğimiz 2. seviye arkadaşımız. Bu konudaki ortak noktamız ise birbirimizi sevmemiz ve maksimum seviye geyik potansiyelimiz.

Çok korkutucu bir geceydi ve üçümüzden bi ben bunu farkettim.

Özet: Konuyu uzun uzun anlatıp anlatmayacağıma karar vermedim o yüzden işimi sağlama alıp ön özet vericem sanırım.
Ben, zaytun, ziytun. Savaş esnasında gelen şarapnel parçaları diğerlerine isabet etmesin diye kendisini ateş hattına atacak üç zat(of çok oldu bu kelimeyi kullanmayalı özlemişim). OLMAMASI GEREKEN birbirlerine savaş baltası savurmalarıydı. Ama ayna. ayna demiştim. gösterir görmek istemediğimizi ve görüneni. disko ışıkları altında ayna olmamalıydı.
/ÖZETE MOLA

erkek yaratılışı hakkında ikinci çıkarımım. OF, çelişkilerden nefret ediyorum, çeliştim. Bugün kendimden çok korktum. ikinci çıkarım şudur: erkek korur. erkek kendisinin olmayanı bile korur. o erkeklik içgüdüleri kıpraştırıldığı an korumaya geçer. ben çelişirdim, en büyük çelişkilerimden birini yaşadım. Kkorumazdım lan, bunla da mutluydum, açık olmak gerekirse bazen de övünürdüm. Ama bugün korudum ve korumuşken de bunun en büyük sebebinin ne olabileceğine kafa yordum. Ve buldum lan, hakkaten. Erkeğin korumasının en büyük sebebi, başka erkeklerin de korumak istemesi ihtimalidir. Çok iddialıyım, önemli keşfim. Zaytun veya ziytun olsun farketmez. Başkalarının korumayaçalıştığını farkettiğin vakit korumaya çalışırsın.
O andan itibaren de kasaba meydanında silahlar çekilir, ayakta kalan kazanır. Mı

Eveeeet. Satırlarca geveledik. Ve olaya dönelim, çünkü esas hikayeye geldik.


"O andan itibaren de kasaba meydanında silahlar çekilir, ayakta kalan kazanır" diyeceğimi hiç tahmin etmezdim çünkü düellodan nefret ederdim. işin içine dü,deux,double,duo girdiği an ben orda olmazdım. kendimle çeliştim.
Bu sefer orda olmak zorundaydım, istesem de istemesemde. Çünkü ben erkek yaradılışına yenik düştüm. Orda iki çıkarımım; ayna ve koruma da vardı.



Olayın devamı: sahiplenmek, bana çok uzak bir kavram sanardım. Hayatımda görmediğim bişeyi sahiplendiğimi farkettiğim gibi kendime götümle gülmeye başladım. Yani şimdi. Şu satırları yazarken kendime çok ciddi gülüyorum. valla.
sahiplendim ben onu. hakkım olmasa da. hakkım da varmış gibi hissettim bi süre üstüne üstlük. O, benim için bir maceraydı ilk etapta, fazlası olamazdı, çeliştim. ama sahiplenen bir tek ben olmadım. disko ışıkları ve alkol. savaş alanındaki nükleer tehcizatlar. atan dahil herkese.



ben sahiplenmezdim lan. EN büyük çelişkim oldun lan. ben erkeklik yaradılışım yüzünden en büyük çelişkimi yaşadım. ve bunu sadece BEN farkettim, çok acıklı deneyim.

tu bi kontinyd

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Duruşma

Boş hücrede her anını bomboş geçirdiğim boş günlerin ardından duruşma saati geldi sayılır. Girizgah olarak hücreyi tanıtacak ilgiyi görmüyorum kendimde, hatta bir de hücreyi tanıtırsam daha kafamda bile kurmamış olduğum konunun dağılacağını düşünüyorum. O yüzden bu kısım boşluk doldurmaca.
Aslında, "keşke duruşmadan önce biraz olsun düşünseymişim" diye kendime kızacak kadar vakit var.

Kızdım, vakit doldu. Duruşma başlıyor.

Salonu H şeklinde düşünürsek, H'nin bana göre sağ çubuk tarafında böyle tek tip, betimlemeye değecek bir özellikleri bile olmayan; üstlerindeki solmuş, memur laciverti takım elbiseleriyle benim günahlar. 364 günlük nur topları. Tedirginlikleri salaklıklarından ki, kendilerine ayrılan sandalyelere oturmuyorlar bile. Neyse sol her zamanki gibi bomboş. H'nin en alt kısmı ise boydan boya hakim kürsüsü. Aslında hakim değil, hakim denince babam geliyor aklıma, ben babam olarak kendimi adil yargılayamam. O zaman o adamda yargılama müfettişi olsun. (burade böyle sesli bir MMmmokkey çekmek istiyorum). H'nin orta çizgisinde de ben. Çizgi boyunca minderler. Oturma, uzanma, ayakta durma ve uyuma özgürlükleri tamamen bana ait. Nede olsa günler sürecek duruşma.

Yargılama müfettişi bir pop yıldızının karizmasıyla iki elini orkestra şefi gibi narince kaldırdı ve duruşmanın ilk celsesini açtığını bizlere sessizce haykırdı. Eğer bu bir duruşma olmasaydı yargılama müfettişini çılgınca alkışlayabilirdim. (Ve disko topu, rengarenk tayt artı bantlarla danseden ispanyol paça gençleri, sex uyuşturucu ve rock'n roll ne de olsa no woman no cry kadınım, elvis hiç ölmedi bebeğim kennedynin ölmediği kadar, bütün cool insanlarla bulutların üstünde bir garip parti veriyorlar, tek alabildiğim puro, whisky kokusu, saksafon piyano bass gitar üçlüsünü partinin en cool virtiözlerinden en önde dinliyor martin luther king jr. parmaklarını şaklatıp ritim tutmayı unutmuyor Nina yanlış anlaşılmama izin verme derken. Pembe akşam, mavi bir geceye dönüşürken mavi beyazla vardiya değişimi saatini kararlaştırmıştı bile.)

Tekrar beyaz.

19 Mayıs 2008 Pazartesi

E Tıribüt tu MKO

Şimdi sahneye ilk çıkacak olanı, assoslisti alkışlarla davet ediyoruz.

Klişeleşmiş yeşil elbisesinin altında izlemeye gelen herkesin gözlerini kamaştırmış olmalı ki seyirciler ilk çıkmasının ona yakışmadığını düşünemiyorlar.

Şey, eee? Alkışlar, hadi? Daha fazla, hepimizin ona ihtiyacı var.
Geldi bile

ekonomi.

ekonomik sistemler ve ekonominin keyfine bakan siyasal sistemler.
Paralara siyasi abiler ablalar, devlet anneler babalar. gözlerinde dolar işaretleriyle hazine odasının önünde boğazlarında taş tasma,

havlıyorlar.

Diğer tarafta şiddet, serti yumuşağı şiddet, güç kisvesi altında şiddet. Ve şiddetin yarattığı
Savaşlar; barış getirmek için, taraf olabilmek için, güçlü taraf olabilmek için savaşlar. En moderninden daha modernine moderninden sonrasına

savaşlar.

Ortak noktaları ise savaşlaşan ekonomiler, ekonomi üzerine kurulu savaşlar ve savaşlar üzerine kurulu ekonomiler. Dünyanın merkezinde de bunun yarattıkları, militan Keynezyenlik, militan sosyalizm tonu renklerde modernite

çorapları.