ben iyi bir insanım değil mi gerçekten?
di mi
dimi
değil mi
değilmiyim
iyi
7 Aralık 2010 Salı
1 Aralık 2010 Çarşamba
candan ercetin sevenleriyle.
Öncelikle konser alanını tanıtarak başlayayım; konser alanı bir büyük sahneden, bir kafeteryadan – ki kafetaryada dondurma ve çaydan başka satılık hiçbir şey yok, alkol yasak.- ve bir sürü ufak oturaklardan oluşuyor. o ufak oturakların her biri de büyülü..... hikayeye büyü katınca gerçek değilmiş gibi oluyor ya, ondan o siperin arkasına gizlenmek güzel. Büyü.., gerçek üstü, masal, yalan, alkollü, alkol. Neyse konuya geri dönücem. Ben Ayvalık’daki traktörümde içim bir hoş olurk… haha, o başka bir hikayenin parçasıydı ehah.
Konser ve büyü. Büyünün maliyeti ve benzine yapılan zamların da etkisiyle konserin biletleri kuru kalabalığın katılmasına engel olacak ciddiyette pahallı. Mantıklı bir bahane, sonuçta herkesin gelmesi istenmiyor, herkes gelmek istemiyor ve belli ki organizatörler de beni istemiyor lakin benim param var. Haha
Bu işin büyüsü ise şurada; candan sahneye çıktığında ve sahnenin ortasında başlama hamlesini yapmak için kristal beyazı sağ elini kızıl saçlarının az yanından göğe doğru sertçe çektiğinde, elini göğe kaldırmış olmayacak. Göğü yere çekmeye başlamış olacak. Gök bizlere yaklaşmaya başladıkça bizim oturaklarımız yavaş yavaş büyüyecek. oturak büyüdükçe candan büyüyecek biz küçülücez. etrafta yıldızlar ve karanlıktan başka bir şey kalmadığında ise her bir oturağın ortasında dondurma külahı şeklinde yeşil bir kapı çıkacaktı. gerçekten gerçekti. kapıdan içeride kendi sahnemizde konseri dinlemey başlayacaktık. herkes kendi sahnesinde kendi konserini yaratmakta serbestti. belki biraz matriks gibi.
Kurallara aykırı olmasına rağmen ben kendi sahneme seni davet etmeye karar vermiştim. Mütevazi Samanyolumun kapısındaki tabelada 7 no.lu plaj işletmeleri yazıyordu ve üstünde bir fok resmi vardı. Dediğim gibi benim sahnem biraz ufak ve mütevaziydi. Kapıdan içeri girdiğim ve girdiğinde iki oturak, bir çaydanlık (yok, alkol yok, yasak bu hikayede söz. Bahane yok.) ve belki birer külah dondurmadan başka bir şey olmayaacktı çünkü kapıda bekleyen paparazzilerin aksine sen ve bendik ve sen ön kapıdan çıkarken ben tuvalet penceresinden atlayarak gizlice tuzlabuzolabilmeye hazırdım. O denli kendi egomu kurşun kalemin arkasındaki silgiyle seyreltmeye başlamışken sonuçta ben o boynuma kendi kendime bağlamış olduğum ipi kestim. -herkesin gözleri kararır- Sinirlendim, gerildim ve gerindim. Gerindim, koştum.
Koştum. Koştum. Halısahalarda kaybedeceğimi bildiğim ama kendimi kandırmak adına en azından ”ben elimden geleni yaptım, başkaları yapmadı”yı cebime koyduğum zamanlardaki gibi. Koştum koştum. Sevilladaki sonunda öldürülüp en zenginin masasına lezzet olmak için hazırlanan boğalar gibi başımı eğerek düm düz Samanyolumdaki tuvalette koştum ve son gücümle başımı tuvalet aynasına geçirdim. Kırılan tuvalet aynasının parçaları beni ve seni keserek bizi tuzlabuzetti. Kırıldım, döküldüm. Ama akan, kan yerine notalardı, oluk oluk vallahi akıyordu damarlarımdan. O ana kadar damarlarıma kazınmış olan melodilerin hepsi bedenimi yırtıp kaçıyorlardı. Biz derilerimizi kaybedip –seni kaybetmek istemedim- notalara dönüşmüştük çünkü orası samanyoluydu ve zaten biz, biz değildik. Sen ve ben olmaktı, ve benim sahnemde birer nota olmaktık. O söyledikçe biz güzelleşecektik. Belki senin notalara ihtiyacın yoktu ama en azından ben onunla birleşip bir nota olmayabaşlayacaktım ve belki seni Samanyolumda bırakıp ben dondurma külahı şeklindeki kapıdan çıkarak konser alanındaki büyük sahnede onun dizinin dibine İKEA’dan aldığım sallanan sandalyeye kıvrılıp şuursuzca sallanacaktım.
Ben sallanmak istedim. Onun yerine Samanyolumu salladım. Samanyolum da yıkıldı. Vallahi. durakta inecek var.
Konser ve büyü. Büyünün maliyeti ve benzine yapılan zamların da etkisiyle konserin biletleri kuru kalabalığın katılmasına engel olacak ciddiyette pahallı. Mantıklı bir bahane, sonuçta herkesin gelmesi istenmiyor, herkes gelmek istemiyor ve belli ki organizatörler de beni istemiyor lakin benim param var. Haha
Bu işin büyüsü ise şurada; candan sahneye çıktığında ve sahnenin ortasında başlama hamlesini yapmak için kristal beyazı sağ elini kızıl saçlarının az yanından göğe doğru sertçe çektiğinde, elini göğe kaldırmış olmayacak. Göğü yere çekmeye başlamış olacak. Gök bizlere yaklaşmaya başladıkça bizim oturaklarımız yavaş yavaş büyüyecek. oturak büyüdükçe candan büyüyecek biz küçülücez. etrafta yıldızlar ve karanlıktan başka bir şey kalmadığında ise her bir oturağın ortasında dondurma külahı şeklinde yeşil bir kapı çıkacaktı. gerçekten gerçekti. kapıdan içeride kendi sahnemizde konseri dinlemey başlayacaktık. herkes kendi sahnesinde kendi konserini yaratmakta serbestti. belki biraz matriks gibi.
Kurallara aykırı olmasına rağmen ben kendi sahneme seni davet etmeye karar vermiştim. Mütevazi Samanyolumun kapısındaki tabelada 7 no.lu plaj işletmeleri yazıyordu ve üstünde bir fok resmi vardı. Dediğim gibi benim sahnem biraz ufak ve mütevaziydi. Kapıdan içeri girdiğim ve girdiğinde iki oturak, bir çaydanlık (yok, alkol yok, yasak bu hikayede söz. Bahane yok.) ve belki birer külah dondurmadan başka bir şey olmayaacktı çünkü kapıda bekleyen paparazzilerin aksine sen ve bendik ve sen ön kapıdan çıkarken ben tuvalet penceresinden atlayarak gizlice tuzlabuzolabilmeye hazırdım. O denli kendi egomu kurşun kalemin arkasındaki silgiyle seyreltmeye başlamışken sonuçta ben o boynuma kendi kendime bağlamış olduğum ipi kestim. -herkesin gözleri kararır- Sinirlendim, gerildim ve gerindim. Gerindim, koştum.
Koştum. Koştum. Halısahalarda kaybedeceğimi bildiğim ama kendimi kandırmak adına en azından ”ben elimden geleni yaptım, başkaları yapmadı”yı cebime koyduğum zamanlardaki gibi. Koştum koştum. Sevilladaki sonunda öldürülüp en zenginin masasına lezzet olmak için hazırlanan boğalar gibi başımı eğerek düm düz Samanyolumdaki tuvalette koştum ve son gücümle başımı tuvalet aynasına geçirdim. Kırılan tuvalet aynasının parçaları beni ve seni keserek bizi tuzlabuzetti. Kırıldım, döküldüm. Ama akan, kan yerine notalardı, oluk oluk vallahi akıyordu damarlarımdan. O ana kadar damarlarıma kazınmış olan melodilerin hepsi bedenimi yırtıp kaçıyorlardı. Biz derilerimizi kaybedip –seni kaybetmek istemedim- notalara dönüşmüştük çünkü orası samanyoluydu ve zaten biz, biz değildik. Sen ve ben olmaktı, ve benim sahnemde birer nota olmaktık. O söyledikçe biz güzelleşecektik. Belki senin notalara ihtiyacın yoktu ama en azından ben onunla birleşip bir nota olmayabaşlayacaktım ve belki seni Samanyolumda bırakıp ben dondurma külahı şeklindeki kapıdan çıkarak konser alanındaki büyük sahnede onun dizinin dibine İKEA’dan aldığım sallanan sandalyeye kıvrılıp şuursuzca sallanacaktım.
Ben sallanmak istedim. Onun yerine Samanyolumu salladım. Samanyolum da yıkıldı. Vallahi. durakta inecek var.
25 Ağustos 2010 Çarşamba
tarkam
Ko kon kons ker.
Konserde oturduğumuz sandalye değil merdiven arasında, sen dans, ben sen. Olmadı.
Devam
Senaryo o zaman.
Konser
Sen
Ben
Merdiven arası
Ardından
Deniz kenarı
Biz
Kolye
Dondurma
Foça
Muhabbet
Gül
Gül
Çok gülmek
Güzel
Zaman geçer
Sessizlikler
Daha da
Pişman
Ben
Biz değil
Ben
Dolmuş
Ev
Otuzbir
Bilgisayar
Şarap
Daha sonra
Telefon
Sen
Ben
Biz
Değil
Ben
Sen
Veya
Ben
-
Sen
o
Konser
Siz
Ben
Şarap
Siz
Sizde
uyku
Sonra siz
İphone
Sonra ben
Şarap
Viski
Bira
Tekila
Sonra ben
Telefon
Facebook
Sonra
Siz
Facebook
msn
ileti
ben
ben
ben
ben
ben
ben
uyku
rüya
sen
ben
biz
.
.
.
.
.
Sonra
Sabah
Pişmanlık
Winamp
Dinle
Dinle
Dinle
Pişman
Lık
İnsaf
Sızlık
sen
sizlik
Konserde oturduğumuz sandalye değil merdiven arasında, sen dans, ben sen. Olmadı.
Devam
Senaryo o zaman.
Konser
Sen
Ben
Merdiven arası
Ardından
Deniz kenarı
Biz
Kolye
Dondurma
Foça
Muhabbet
Gül
Gül
Çok gülmek
Güzel
Zaman geçer
Sessizlikler
Daha da
Pişman
Ben
Biz değil
Ben
Dolmuş
Ev
Otuzbir
Bilgisayar
Şarap
Daha sonra
Telefon
Sen
Ben
Biz
Değil
Ben
Sen
Veya
Ben
-
Sen
o
Konser
Siz
Ben
Şarap
Siz
Sizde
uyku
Sonra siz
İphone
Sonra ben
Şarap
Viski
Bira
Tekila
Sonra ben
Telefon
Sonra
Siz
msn
ileti
ben
ben
ben
ben
ben
ben
uyku
rüya
sen
ben
biz
.
.
.
.
.
Sonra
Sabah
Pişmanlık
Winamp
Dinle
Dinle
Dinle
Pişman
Lık
İnsaf
Sızlık
sen
sizlik
10 Ağustos 2010 Salı
ayvalık
buhikayedeki karakterlerin çok büyük bir kısmı gerkeçtir.
---------
Güzel Ayvalık...
Traktörümün tepesinde bütün huzurumla söylediğim cümle tam olarak buydu. Güzel Ayvalık... O sırada oldukça uzakta üzüm bağları ve mısır tarlaları arasındaki evimize doğru merkezden domat ve tenekede zeytinyağı almış dönmekteydim. Niye Ayvalığı seçmiştik yazı geçirmek için, oysaki birlikteliğimizi yeni kurmuştuk? bu soru benim de aklımı kurcalasa da onunla ilişkimiz günümüz ilişkilerine hiç benzemiyordu, zamane insanları değildik, çeşme ve bodrum gibi tatil beldeleri de hiç bize göre değildi. evlilik kurumuna da inandığımız söylenemez zaten o 70 yaşındaydı ve onu ailemle tanıştırmaya cesaret edememiştim. sonuçta 70 yaşındaydı.... yine de huylarımız uyuşuyordu, yoo...? uyuşmuyordu, ama olsun. -ben bu işi çözemedim.-
İtiraf etmeliyim ki hayatımın bu döneminde Ayvalık'taki en eğlenceli zamanlarım bu traktörün tepesinde içim pır pır ederken, hafif hafif titrerkenki anlar oluyordu. domatları da sıkı sıkı tutmayı unutmuyordum tabi. Güzel yazlık evimize vardığımda domatları ve teneke zeytinyağı ona vermeden önce yapmam gereken bir iş vardı. Yan komşumuza uğramalıydım. Yan komşumuz tahmin etmiş olduğum gibi yazlık evlerinin çevresinde tüm konsantrasyonuyla koşmaktaydı. O üç senedir ististasız günde 4 saat uyuyup 20 saat koşuşyordu, bütün bu uğraş da o göbeği indirmek içindi, ama olamayor olamayordu. İlk sene tempolu yürüdü, ikinci sene orta hızda koştu ve son sene sadece depar atıyordu. bir yandan da kulağında kulaklık BENGÜ'den bir şeyler çalıyordu telefonunda durmadan. Bihter'in telefonu diye takılsalar da oldukça pahalı bi telefondu tabii... koşarak komşumuzun yanına gittiğimde bir anlığına durdu. Ona benden sipariş etmiş olduğu gibi big mac menü ve 6'lı nugget'ı çıkarttım cebimden. Ufak bir sohbete başladık. Bana ne kadar koşsa da olmadığını söyledi. ben de abi tabi olmaz hala big mac'in yanında 6'lı nugget söylüyosun be dedim. hak verdi, ve bir yandan yiyip bir yandan koşmaya devam etti.
ufak sohbetimizin hemen ardından ona benden sipariş etmiş olduğu domatesleri ve teneke yağı vermeye gittim. Çok sevindi. Küçük şeylerle mutlu oluyordu çoğu zaman. Mantar ağaçlarıyla süslü bahçemizde ufak bir mutluluk anı yaşadı. domatlar ne domattı, yağ da adeta tanrıların saçlarına süreceği kadimlikteydi(kadimlik ne ya ahhahahahafdsfds).
Sonraki gün beldemizde ufak bir telaş başladı. 70 yaşındaki O'nun da dahil olduğu yaşlı kadınlarımız arasında kulaktan kulağa bir dedikodu başlamıştı. Ayvalığa ADANA'dan tüm yurdu gezmeye yola çıkmış çok usta, nokta atışlar yapan, çözmeyeceği büyü olmayan ama taktımı oldukça ters konuşan bir falcı kadın uğramıştı. Rivayet gerçekti. Kadın hakkaten Ayvalık'taydı. Şehir merkezinde kendisine çadırdan bir yalı kurdurmuştu ve yalının önünde nerdeyse bizim yazlık eve kadar uzayan bir kuyruk vardı. Meraklandım ve hemen kuyruğun başına gittim ne olup bitiyor diye. Bir çocuğun üstündeki büyüyü kaldırıyordu kadın. ÇOCUK kadına önce, ben yarım saattir bakıp bakıp gülüyorum sana mı battı diye azcık küstahça bir takılmada bulundu, alkollüydü çocuk belli, alkol alınca biraz sapıtabiliyordu. Ufak gülüşmelerin ve diyalogların ardından çocuk problemini anlattı kadına: ÇOCUK IŞIK GÖRÜYORDU. Sol gözünde yumruk kadar ışık gördüğünü söyledi. Çocuk hakkaten ara ara ışık görüyordu. Kadın gayrı ihtiyari (kelimeye bak be) gülmeye başladı. Çözüm olarak ışık gördüğü zamanlarda 15 dakkalığına karanlık bir odada durmasını istedi. geçerdi....
Bütün bu lay lay lom (galibaa...) ların olduğu esnada kadın beni farketti. Aramızda büyük bir mesafe olmasına rağmen bana doğru koşmaya başladı. Yanıma geldi ve çabbbucak abiiiiiiiiiiiiiiiii.... mantar ağaçlı bahçenize gitmeliyiz sende büyü var dedi. oha, şaşırdım. oha sonuçta, ne büyüsü. ışık gören çocuk da ufak bir onaylamada bulunmamış değildi. 70 yaşındaki O büyü yapmıştı bana kadının söylediğine göre. Hemen üç harflilerini çağırdı bişiler yaptı. Traktörle beraber yazlık eve gittik, içim yine bi hoş oldu tabi traktörde. neyse eve gittik. Ve okuduktan sonra bana okunmuş ufak bişi verdi. Yuttum. Diğer yandan 70 yaşındaki o oturmuş evimnizin yanındaki denizi izliyordu bütün huzuruyla. hayatın verdiği yorgunluk bunu gerekiriyordu. Gittim yanına ve gördüm. O an. O an yaşadığım şok tarif edilebilir gibi değil. O'na baktım ve o 70 yaşında değildi. bir daha baktım ve evet bizim yaşımızdaydı O. Ohaaaa dedim ve akabinde tam olarak Ezel'deki Cengiz'in ses tonuyla HAADİ BEE dedim. o hakikaten de bizim yaşımızdaydı. Peki neden böyleydi, nolmuştu. Öğrendim ki meğer bana büyü yapmıştı. Aslında 70 yaşında değildi ama ben onu öyle görebileyim diye büyüydü hepsi. Çıldırdım, cinnet geçirdim ve koşmaya başladım... çeşme veya bodrum gibi biyere koşmaya başladım..........büyüydü. bam. vallahi bu gidiş gelişler yormuştu.
.......
ahahah bu hikayenin konusu ve içeriği tamamen bana ait değil. el birliği ve şey fdsfsdf
---------
Güzel Ayvalık...
Traktörümün tepesinde bütün huzurumla söylediğim cümle tam olarak buydu. Güzel Ayvalık... O sırada oldukça uzakta üzüm bağları ve mısır tarlaları arasındaki evimize doğru merkezden domat ve tenekede zeytinyağı almış dönmekteydim. Niye Ayvalığı seçmiştik yazı geçirmek için, oysaki birlikteliğimizi yeni kurmuştuk? bu soru benim de aklımı kurcalasa da onunla ilişkimiz günümüz ilişkilerine hiç benzemiyordu, zamane insanları değildik, çeşme ve bodrum gibi tatil beldeleri de hiç bize göre değildi. evlilik kurumuna da inandığımız söylenemez zaten o 70 yaşındaydı ve onu ailemle tanıştırmaya cesaret edememiştim. sonuçta 70 yaşındaydı.... yine de huylarımız uyuşuyordu, yoo...? uyuşmuyordu, ama olsun. -ben bu işi çözemedim.-
İtiraf etmeliyim ki hayatımın bu döneminde Ayvalık'taki en eğlenceli zamanlarım bu traktörün tepesinde içim pır pır ederken, hafif hafif titrerkenki anlar oluyordu. domatları da sıkı sıkı tutmayı unutmuyordum tabi. Güzel yazlık evimize vardığımda domatları ve teneke zeytinyağı ona vermeden önce yapmam gereken bir iş vardı. Yan komşumuza uğramalıydım. Yan komşumuz tahmin etmiş olduğum gibi yazlık evlerinin çevresinde tüm konsantrasyonuyla koşmaktaydı. O üç senedir ististasız günde 4 saat uyuyup 20 saat koşuşyordu, bütün bu uğraş da o göbeği indirmek içindi, ama olamayor olamayordu. İlk sene tempolu yürüdü, ikinci sene orta hızda koştu ve son sene sadece depar atıyordu. bir yandan da kulağında kulaklık BENGÜ'den bir şeyler çalıyordu telefonunda durmadan. Bihter'in telefonu diye takılsalar da oldukça pahalı bi telefondu tabii... koşarak komşumuzun yanına gittiğimde bir anlığına durdu. Ona benden sipariş etmiş olduğu gibi big mac menü ve 6'lı nugget'ı çıkarttım cebimden. Ufak bir sohbete başladık. Bana ne kadar koşsa da olmadığını söyledi. ben de abi tabi olmaz hala big mac'in yanında 6'lı nugget söylüyosun be dedim. hak verdi, ve bir yandan yiyip bir yandan koşmaya devam etti.
ufak sohbetimizin hemen ardından ona benden sipariş etmiş olduğu domatesleri ve teneke yağı vermeye gittim. Çok sevindi. Küçük şeylerle mutlu oluyordu çoğu zaman. Mantar ağaçlarıyla süslü bahçemizde ufak bir mutluluk anı yaşadı. domatlar ne domattı, yağ da adeta tanrıların saçlarına süreceği kadimlikteydi(kadimlik ne ya ahhahahahafdsfds).
Sonraki gün beldemizde ufak bir telaş başladı. 70 yaşındaki O'nun da dahil olduğu yaşlı kadınlarımız arasında kulaktan kulağa bir dedikodu başlamıştı. Ayvalığa ADANA'dan tüm yurdu gezmeye yola çıkmış çok usta, nokta atışlar yapan, çözmeyeceği büyü olmayan ama taktımı oldukça ters konuşan bir falcı kadın uğramıştı. Rivayet gerçekti. Kadın hakkaten Ayvalık'taydı. Şehir merkezinde kendisine çadırdan bir yalı kurdurmuştu ve yalının önünde nerdeyse bizim yazlık eve kadar uzayan bir kuyruk vardı. Meraklandım ve hemen kuyruğun başına gittim ne olup bitiyor diye. Bir çocuğun üstündeki büyüyü kaldırıyordu kadın. ÇOCUK kadına önce, ben yarım saattir bakıp bakıp gülüyorum sana mı battı diye azcık küstahça bir takılmada bulundu, alkollüydü çocuk belli, alkol alınca biraz sapıtabiliyordu. Ufak gülüşmelerin ve diyalogların ardından çocuk problemini anlattı kadına: ÇOCUK IŞIK GÖRÜYORDU. Sol gözünde yumruk kadar ışık gördüğünü söyledi. Çocuk hakkaten ara ara ışık görüyordu. Kadın gayrı ihtiyari (kelimeye bak be) gülmeye başladı. Çözüm olarak ışık gördüğü zamanlarda 15 dakkalığına karanlık bir odada durmasını istedi. geçerdi....
Bütün bu lay lay lom (galibaa...) ların olduğu esnada kadın beni farketti. Aramızda büyük bir mesafe olmasına rağmen bana doğru koşmaya başladı. Yanıma geldi ve çabbbucak abiiiiiiiiiiiiiiiii.... mantar ağaçlı bahçenize gitmeliyiz sende büyü var dedi. oha, şaşırdım. oha sonuçta, ne büyüsü. ışık gören çocuk da ufak bir onaylamada bulunmamış değildi. 70 yaşındaki O büyü yapmıştı bana kadının söylediğine göre. Hemen üç harflilerini çağırdı bişiler yaptı. Traktörle beraber yazlık eve gittik, içim yine bi hoş oldu tabi traktörde. neyse eve gittik. Ve okuduktan sonra bana okunmuş ufak bişi verdi. Yuttum. Diğer yandan 70 yaşındaki o oturmuş evimnizin yanındaki denizi izliyordu bütün huzuruyla. hayatın verdiği yorgunluk bunu gerekiriyordu. Gittim yanına ve gördüm. O an. O an yaşadığım şok tarif edilebilir gibi değil. O'na baktım ve o 70 yaşında değildi. bir daha baktım ve evet bizim yaşımızdaydı O. Ohaaaa dedim ve akabinde tam olarak Ezel'deki Cengiz'in ses tonuyla HAADİ BEE dedim. o hakikaten de bizim yaşımızdaydı. Peki neden böyleydi, nolmuştu. Öğrendim ki meğer bana büyü yapmıştı. Aslında 70 yaşında değildi ama ben onu öyle görebileyim diye büyüydü hepsi. Çıldırdım, cinnet geçirdim ve koşmaya başladım... çeşme veya bodrum gibi biyere koşmaya başladım..........büyüydü. bam. vallahi bu gidiş gelişler yormuştu.
.......
ahahah bu hikayenin konusu ve içeriği tamamen bana ait değil. el birliği ve şey fdsfsdf
19 Mayıs 2010 Çarşamba
YOSMA
halledilmesi gereken işler, yapılması gereken görevler. planlanması gereken gelecek ve hatta belki veya bir atılım. hızlı koşmak gerek. yahut beklemek, gitsinler diye kulakları kapatmak gözleri kısmak. bunların hiçbiri yalnız yapılıyor. çok da güzel. daha güzel. rahat. istemeyerek ama en azından şuurluca.
şuur.şuğ.şu.şşş...
böyle yapılmaz ama. bu yapılmaz. bana yapılmaz.ben yapamam. bi ben yapamam. başkaları yapabilirken. denedim. olmadı. korku. boşalmaya başlayabiliyor en azından. özlemiştim aslında. eskiye özlem. ve ona özlem. ve ona özlem duyacak olmakla eskiye özlem arası, sayfa boş değil. daha değil. yakın.
ama özlem duyacağını biliyo olduğun için daha özlem duymuyorken özlem duyuyor olacağın için daha şimdiden şuanki özlem duymaya duyduğun özleme özlem duymak esas şizofrenik durum olabilir. incelenebilir. pek tabiğ. en azından beyaz, memur penisi şeklinde bit kadar okla aynı noktaya tikli gibi üç saniyede bir renk değişimini kontrol etmek için bastırmaktan daha az ezik bir duruma benziyor.
kafamı dağıtmak için dağılmam gerektiği de mesela yeni bir gözlem. iç. iç. iç. değil.
çiğ halimle dansetmek kısmını çözebilmemin çok kolay olmamasının sebebi kaburgalarım arasında yanan zehirlenmiş bölgede kontrolü sağlayamamışlığımla alakalıydı en son bölgeyi keşfe çıktığımDA.
KIZDIM. YETER OF. Bİ BİT ARTIK. GELMESEYDİN KEŞKE. BEN İSTEMESEYDİM İŞTE. KELİMELERLE DEBELENİYORUM ARTIK VAKİT GEÇİRMEK İÇİN, . Bİ AN VAZGEÇÇMEK İÇİN SAÇMALAMAK İSTİYORUM. BAĞIR. BAĞIR. BAĞIR. BAĞIR. BAĞIR. MANASIZCA BAĞIRMAK BAĞIRMAK KADAR MANALI BİR HAMLE DEĞİL. FARKINDAYIM. ONDAN BAĞIRMIYORUM. SUSTUKÇA DA AKIYO. PAÇALARIMDAN AKIYORSUN.İMLAYA DİKKAT EDEREK HEM DE. BU TARZ BİR DURUMDAN İLK DEFA RAHATSIZLIK DUYUYORUM. İSTEMİYORUM. ÇIK. GİT. SİKTİRGİT. ÖL.
me.
istiyorum seni aslında. diğer tarafımda. hangi diğer tarafımda olduğunu yeni keşfettim. benim de diğer tarafım varmış galiba.
şuur.şuğ.şu.şşş...
böyle yapılmaz ama. bu yapılmaz. bana yapılmaz.ben yapamam. bi ben yapamam. başkaları yapabilirken. denedim. olmadı. korku. boşalmaya başlayabiliyor en azından. özlemiştim aslında. eskiye özlem. ve ona özlem. ve ona özlem duyacak olmakla eskiye özlem arası, sayfa boş değil. daha değil. yakın.
ama özlem duyacağını biliyo olduğun için daha özlem duymuyorken özlem duyuyor olacağın için daha şimdiden şuanki özlem duymaya duyduğun özleme özlem duymak esas şizofrenik durum olabilir. incelenebilir. pek tabiğ. en azından beyaz, memur penisi şeklinde bit kadar okla aynı noktaya tikli gibi üç saniyede bir renk değişimini kontrol etmek için bastırmaktan daha az ezik bir duruma benziyor.
kafamı dağıtmak için dağılmam gerektiği de mesela yeni bir gözlem. iç. iç. iç. değil.
çiğ halimle dansetmek kısmını çözebilmemin çok kolay olmamasının sebebi kaburgalarım arasında yanan zehirlenmiş bölgede kontrolü sağlayamamışlığımla alakalıydı en son bölgeyi keşfe çıktığımDA.
KIZDIM. YETER OF. Bİ BİT ARTIK. GELMESEYDİN KEŞKE. BEN İSTEMESEYDİM İŞTE. KELİMELERLE DEBELENİYORUM ARTIK VAKİT GEÇİRMEK İÇİN, . Bİ AN VAZGEÇÇMEK İÇİN SAÇMALAMAK İSTİYORUM. BAĞIR. BAĞIR. BAĞIR. BAĞIR. BAĞIR. MANASIZCA BAĞIRMAK BAĞIRMAK KADAR MANALI BİR HAMLE DEĞİL. FARKINDAYIM. ONDAN BAĞIRMIYORUM. SUSTUKÇA DA AKIYO. PAÇALARIMDAN AKIYORSUN.İMLAYA DİKKAT EDEREK HEM DE. BU TARZ BİR DURUMDAN İLK DEFA RAHATSIZLIK DUYUYORUM. İSTEMİYORUM. ÇIK. GİT. SİKTİRGİT. ÖL.
me.
istiyorum seni aslında. diğer tarafımda. hangi diğer tarafımda olduğunu yeni keşfettim. benim de diğer tarafım varmış galiba.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)