9 Kasım 2009 Pazartesi

iyki öl

büyük insanlar ölmeli ki

küçük çocuklar onlar hakkında güzel şeyler konuşabilsin.

7 Ekim 2009 Çarşamba

sirKe

-Salonun dışındakilere de kulak verilsin...

-Hay hay

Düzinelerce beyaz şapkalı siyah smokinli günümüz kapıkulu delikanlısının hayal ettiği de tam olarak bu sevgi dolu karşılama anıydı belliki.



Salonun dışındakilere kulak verilmesi istenmişti. Ve düzinelerce beyaz şapkalı siyah smokinli delikanlının tamamı salonun dışında bu haberin de etkisiyle mutluluk gözyaşlarına boğulmuşlardı.

bilirsiniz duygusal çocuklardır. bu "duygusal" boşalmayı haketmek için sebepleri olmadığını da söyleyemezsiniz.
siyah smokinli delikanlılarımızın beş parasızlıktan hayatları boyunca sahip olabileceği en kaliteli üst baş beyaz şapkaları ve siyah smokinleri kaldıkça, sırf bir anlık farkedilmek mutluluğunu yaşamak uğruna karşılaştıkları istisnasız her kadının yanından geçerken o smokinin içinde dünya imparatorluğu tiranının kara kuvvetleri ve deniz kuvvetleri komutanına ait üniformayı giyiyormuş havasıyla burunlarını çekip üniformadan kalbin üstündeki armaya doğru tesbihi salladıkça bütün bu ilgi istencine rağmen görebildikleri tek ilgi yurt evindeki pilav sofrasında akşam vaazından hemen sonra yatsı namazından hemen önce, abilerin sırtlarını sıvazlamasıyla kaldıkça o küçüldükçe küçülen egosu, o ilgi istenci, o siyah smokini giyebilmek uğruna harcadığı benliği, yaldızlı, üstünde osmanlıca ben (BEN) yazan siyah kından sirke kokusuyla CERN deneylerinde veya tanrı yaratılışında en kötü ihtimalle nietzche sirkinde soytarının ölümünden az sonra vefa borcu olarak bulunmuş olsun o simsiyah antimaddeden yapılmış kara delikten az önce koparılmış güçlü, sinirli, adaletli, tedirgin, ağır, adil, yaşlı, gurur siyahı COP çıkınca var ya.....





salon dışındakilere de kulak verilmesi istenmişti,
hay hay
coplar salon dışındakilerin kulaklarına kulaklarına verildikçe bizim delikanlıların smokinlerinin pantolonlarının uçkur kısımlarına bir dikkat ediniz.


sirk başlasın.

12 Eylül 2009 Cumartesi

.,

there must be some way out of here.





.,

1 Ocak 2009 Perşembe

antonet

Şu an, çalan müziğin notaları alkolün de etkisiyle gözlerimin önünde sol anahtarına sarılmış sevişiyorlar. Bir piyano tınısı.. hayır hayır kulüpte çalan ortalama bir elektronik müzik voltajı. eah,

Bu denli müzik aşığı olmadığım bariz, nezaketen uzattığım bu konuyu geçmenin vaktidir.
Çünkü salatası ne söyleyeceğini bilemeyenler veya söyleyeceğini kafasında hızlıca kuramayan salaklar için leziz bir içki mezesidir. Ama ben ne salağım, ne de içki içebilmek için mezeyle içkinin kederini damıtmaya ihtiyacım var. mutlu olmak için alkol alınmayacağını düşünenler ekolündenim. hüzünlü bir zevk, veya eğlenmek için hüzünlenme iksiri; saniyeler etrafında dönen hüzün eğlence verkaçları, belki yatağa kadar giden yorgana zevk parçaları damlatan bir mutluluk ardından sabah, hayır hayır öğleden sonra baş ağrısı ve gün boyu belirli saatlerde mutsuzluk seansları. daha çok işletim sisteminin güncellemesi veya şarjör değişikliği. MEY, belki de tasavvufun ta kendisi, tasavvuf fazla cüretkarsa da bir nirvana denemesi olduğu kesin.
ah antonett

antonett bahsettiğim nirvana ayini sırasında yeşil piyanonun tepesinde karakteristik somurtuşuyla onu izleyen potansiyel aşıklarını selamlıyordu. suratında en küçük bir gülümseme olmadan çevreye mutluluk saçmak için sadizm derecesinde şiddete meyilli olmak lazım ki doğanın harmonik tıkırındaki dengesinin emirlerine hiyanet bize düşmez. Yeşil piyano üstünde kalın sütun bacaklarını sallayan bu antonet suratındaki kırbaçla etrafındaki adamlara acı saçarken adamlar hayranlıkla ellerini ceplerine atıyorlardı. Burada harmoni ve mistisizm yok hele doğa kanunları hiç uymuyor. Mey demiştik ki tasavvuf diyebilelim diye kılıfımız olsun istedik. Sadizme aç salakların neresinde peki bu tasavvuf. Seni seveni sev. Sen sevgisindir, sevgili sendir sevmektir insan aslında hepimiz aynı hepimiz tek hepimiz herşey ve hepimiz tek sevgi, hepimiz tekin sevgisiyken hepimiz ayrı ayrı hepimizin sevgilisiyken antonet nasıl sevmez. Antoneti herkes severken antonet nasıl sevmez.

Antonet nasıl sevmez.

Aslında antonet yeşil piyanonun üstünde değildi, şarkı söylemek de hiç tarzı değil. o herkesin içindeki yalnız klişesinin vücut bulm... pehh, ne diyorum ben. o yalnız olur mu. o antonet ve antoneti kim sevmez. yan masanda tanrıça oturuyorken, sırayla bütün lokanta saygılarını sunmak için tanrıçanın önünde kendilerini adak veriyorsa o şımarmasın diye tanrıçayla ilgilenmiyormuş gibi yapamazsın ki. ben antoneti yalnız yakalamıştım, ışığı bütün lokantaya yayılmaya başlamadan hemen önce sadece o, ve tanrıça olmadığını düşündüğüm için yanında ben.

bir matrixvari zamanının yavaşlaması anı ve sadace ikimiz ve ağır ağır yaklaşan mermiler. ve antonet ve ben. o farkında olmasa da ikimiz orada duruyorduk. ben ve o. rüyalarda bunun denemesini 350000 kere yapmşlığın özgüveni ve ben. ve antonet. ve antonet ve ben. eah, hiç farketmez. ben provalarda çalıştıklarımı şovumda ortaya koymaya özgüvenimi topladığımda, kmler uzaktan gelen kahkahalar yaklaşmaya başlamıştı bile. ha ha ha. kulağımda daha ayırdedilebilir yakınlığa gelmişlerdi. ha haha hahahaa. rahatsız edeceklerdi. belki bi anlık ilgisinin bende toplaması ihtimalini mahvedeceklerdi. ben galiba yine, cümlelerimle birlikte kendimi yeşil piyanonun yanına gömmek zorunda kalacaktım. hahahahahahaha siluetler görünür olmuştu. hahahahahahfsdhdgsdhahahnfdn antonet yüzlerini seçebilmeye başlamıştı. aghhahgahfsdgahahahaha. antonet de onlara gülümsemeye başladı. agfdhdahahshfshahdshahah hepsi benim kadar iddialıydılar hem bu sefer yarışa 1-0 da başlamıyordum. ahaghahahshahahahahahahahahahha

bir kez daha küreğimi getiriniz.

antonetin etrafı ismini bilmediği kahkahalarla dolmuştu. onlarca bilmediği gülümseme. beni biliyordu. eskiden. hatırlamaması beni üzmezdi çünkü rüyalarımda tanışma provasını pek çok kez yapmıştım -belki matrixin harddiskinin kaldırmayacağı kadar-

hayır hayır, antonett tanrıça değildi. çok yakındı ama değildi.
peki ya ben senelerdir görmediğim, tanrıça olmayan bir kızla sohbet edemeyecek kadar korkak mıydım? çok yakındım ama değildim.

yanına gittim, beni hatırlayıp hatırlamadığını sordum.
hatırlamadığını söyledi.

ben de küreğimi elime alıp yanından ayrıldım.