28 Mayıs 2011 Cumartesi

suşi

Kes, kopar. İstediğin gibi aslında. O bıçak suşi için değil çünkü sadece beni keser bıçak o.

Ellerim titrerken yazamıyorum. Ki bu benim yazabiliyo olmama engel mi bilmiyorum. Sen yapamıyorsan ben yapıcam. Şöyle ;

O siyah kırmızı kareli defterin var ya, onu açıcaz şimdi senle beraber. Çünkü sen tek başına o defterin siyah kordonunu beni kestiğin bıçakla kesip açamıyorsun. O kordon kesilecek ki çıksın bütün sendeki benler. Bütün benleri tek tek yere sericez

Balık gibi üstümdeki altımdaki pulları temizleyeceksin sen anladın mı?
Sebep vermiyorum. Yaşıyorum.

Yaşadığım için üzülüyorum. Benim kolumu bacaklarımı ve erkeklik uzvumu beyaz önlüklü beyaz kasketli delikanlı aabiler kıpırdamıyım, hamle yapmayayayım diye tuttuklarında ben sadece ben keser bıçağı ağzımdan çıkarıp tek tek o delikanlı ağabeyleri ve kollarımı, bacaklarımı ve erkeklik uzvumu kesip, dilimin üstünde sürüne sürüne sana kadar gelmiştim.

Afedersin… sen bana gelmiştin.

Komik olan da bu değil mi? Sen bana gelmiştin. Ama sen beni kestin. Yani beni kesmek için gelmiştin. Hikayenin en sonunda da karakola teslim olup beni kesin hakim bey dedin. Allah kahretsin ki o seni kesme görevini de bana vermediler. Ben seni kesemezdim. Çünkü saçların çok güzel. Belki biraz da gözlerin. Duruşun. Sen.

Ben bir kez daha kendime bıçağı saplayamam ki kollarım yokken.