Ko kon kons ker.
Konserde oturduğumuz sandalye değil merdiven arasında, sen dans, ben sen. Olmadı.
Devam
Senaryo o zaman.
Konser
Sen
Ben
Merdiven arası
Ardından
Deniz kenarı
Biz
Kolye
Dondurma
Foça
Muhabbet
Gül
Gül
Çok gülmek
Güzel
Zaman geçer
Sessizlikler
Daha da
Pişman
Ben
Biz değil
Ben
Dolmuş
Ev
Otuzbir
Bilgisayar
Şarap
Daha sonra
Telefon
Sen
Ben
Biz
Değil
Ben
Sen
Veya
Ben
-
Sen
o
Konser
Siz
Ben
Şarap
Siz
Sizde
uyku
Sonra siz
İphone
Sonra ben
Şarap
Viski
Bira
Tekila
Sonra ben
Telefon
Facebook
Sonra
Siz
Facebook
msn
ileti
ben
ben
ben
ben
ben
ben
uyku
rüya
sen
ben
biz
.
.
.
.
.
Sonra
Sabah
Pişmanlık
Winamp
Dinle
Dinle
Dinle
Pişman
Lık
İnsaf
Sızlık
sen
sizlik
25 Ağustos 2010 Çarşamba
10 Ağustos 2010 Salı
ayvalık
buhikayedeki karakterlerin çok büyük bir kısmı gerkeçtir.
---------
Güzel Ayvalık...
Traktörümün tepesinde bütün huzurumla söylediğim cümle tam olarak buydu. Güzel Ayvalık... O sırada oldukça uzakta üzüm bağları ve mısır tarlaları arasındaki evimize doğru merkezden domat ve tenekede zeytinyağı almış dönmekteydim. Niye Ayvalığı seçmiştik yazı geçirmek için, oysaki birlikteliğimizi yeni kurmuştuk? bu soru benim de aklımı kurcalasa da onunla ilişkimiz günümüz ilişkilerine hiç benzemiyordu, zamane insanları değildik, çeşme ve bodrum gibi tatil beldeleri de hiç bize göre değildi. evlilik kurumuna da inandığımız söylenemez zaten o 70 yaşındaydı ve onu ailemle tanıştırmaya cesaret edememiştim. sonuçta 70 yaşındaydı.... yine de huylarımız uyuşuyordu, yoo...? uyuşmuyordu, ama olsun. -ben bu işi çözemedim.-
İtiraf etmeliyim ki hayatımın bu döneminde Ayvalık'taki en eğlenceli zamanlarım bu traktörün tepesinde içim pır pır ederken, hafif hafif titrerkenki anlar oluyordu. domatları da sıkı sıkı tutmayı unutmuyordum tabi. Güzel yazlık evimize vardığımda domatları ve teneke zeytinyağı ona vermeden önce yapmam gereken bir iş vardı. Yan komşumuza uğramalıydım. Yan komşumuz tahmin etmiş olduğum gibi yazlık evlerinin çevresinde tüm konsantrasyonuyla koşmaktaydı. O üç senedir ististasız günde 4 saat uyuyup 20 saat koşuşyordu, bütün bu uğraş da o göbeği indirmek içindi, ama olamayor olamayordu. İlk sene tempolu yürüdü, ikinci sene orta hızda koştu ve son sene sadece depar atıyordu. bir yandan da kulağında kulaklık BENGÜ'den bir şeyler çalıyordu telefonunda durmadan. Bihter'in telefonu diye takılsalar da oldukça pahalı bi telefondu tabii... koşarak komşumuzun yanına gittiğimde bir anlığına durdu. Ona benden sipariş etmiş olduğu gibi big mac menü ve 6'lı nugget'ı çıkarttım cebimden. Ufak bir sohbete başladık. Bana ne kadar koşsa da olmadığını söyledi. ben de abi tabi olmaz hala big mac'in yanında 6'lı nugget söylüyosun be dedim. hak verdi, ve bir yandan yiyip bir yandan koşmaya devam etti.
ufak sohbetimizin hemen ardından ona benden sipariş etmiş olduğu domatesleri ve teneke yağı vermeye gittim. Çok sevindi. Küçük şeylerle mutlu oluyordu çoğu zaman. Mantar ağaçlarıyla süslü bahçemizde ufak bir mutluluk anı yaşadı. domatlar ne domattı, yağ da adeta tanrıların saçlarına süreceği kadimlikteydi(kadimlik ne ya ahhahahahafdsfds).
Sonraki gün beldemizde ufak bir telaş başladı. 70 yaşındaki O'nun da dahil olduğu yaşlı kadınlarımız arasında kulaktan kulağa bir dedikodu başlamıştı. Ayvalığa ADANA'dan tüm yurdu gezmeye yola çıkmış çok usta, nokta atışlar yapan, çözmeyeceği büyü olmayan ama taktımı oldukça ters konuşan bir falcı kadın uğramıştı. Rivayet gerçekti. Kadın hakkaten Ayvalık'taydı. Şehir merkezinde kendisine çadırdan bir yalı kurdurmuştu ve yalının önünde nerdeyse bizim yazlık eve kadar uzayan bir kuyruk vardı. Meraklandım ve hemen kuyruğun başına gittim ne olup bitiyor diye. Bir çocuğun üstündeki büyüyü kaldırıyordu kadın. ÇOCUK kadına önce, ben yarım saattir bakıp bakıp gülüyorum sana mı battı diye azcık küstahça bir takılmada bulundu, alkollüydü çocuk belli, alkol alınca biraz sapıtabiliyordu. Ufak gülüşmelerin ve diyalogların ardından çocuk problemini anlattı kadına: ÇOCUK IŞIK GÖRÜYORDU. Sol gözünde yumruk kadar ışık gördüğünü söyledi. Çocuk hakkaten ara ara ışık görüyordu. Kadın gayrı ihtiyari (kelimeye bak be) gülmeye başladı. Çözüm olarak ışık gördüğü zamanlarda 15 dakkalığına karanlık bir odada durmasını istedi. geçerdi....
Bütün bu lay lay lom (galibaa...) ların olduğu esnada kadın beni farketti. Aramızda büyük bir mesafe olmasına rağmen bana doğru koşmaya başladı. Yanıma geldi ve çabbbucak abiiiiiiiiiiiiiiiii.... mantar ağaçlı bahçenize gitmeliyiz sende büyü var dedi. oha, şaşırdım. oha sonuçta, ne büyüsü. ışık gören çocuk da ufak bir onaylamada bulunmamış değildi. 70 yaşındaki O büyü yapmıştı bana kadının söylediğine göre. Hemen üç harflilerini çağırdı bişiler yaptı. Traktörle beraber yazlık eve gittik, içim yine bi hoş oldu tabi traktörde. neyse eve gittik. Ve okuduktan sonra bana okunmuş ufak bişi verdi. Yuttum. Diğer yandan 70 yaşındaki o oturmuş evimnizin yanındaki denizi izliyordu bütün huzuruyla. hayatın verdiği yorgunluk bunu gerekiriyordu. Gittim yanına ve gördüm. O an. O an yaşadığım şok tarif edilebilir gibi değil. O'na baktım ve o 70 yaşında değildi. bir daha baktım ve evet bizim yaşımızdaydı O. Ohaaaa dedim ve akabinde tam olarak Ezel'deki Cengiz'in ses tonuyla HAADİ BEE dedim. o hakikaten de bizim yaşımızdaydı. Peki neden böyleydi, nolmuştu. Öğrendim ki meğer bana büyü yapmıştı. Aslında 70 yaşında değildi ama ben onu öyle görebileyim diye büyüydü hepsi. Çıldırdım, cinnet geçirdim ve koşmaya başladım... çeşme veya bodrum gibi biyere koşmaya başladım..........büyüydü. bam. vallahi bu gidiş gelişler yormuştu.
.......
ahahah bu hikayenin konusu ve içeriği tamamen bana ait değil. el birliği ve şey fdsfsdf
---------
Güzel Ayvalık...
Traktörümün tepesinde bütün huzurumla söylediğim cümle tam olarak buydu. Güzel Ayvalık... O sırada oldukça uzakta üzüm bağları ve mısır tarlaları arasındaki evimize doğru merkezden domat ve tenekede zeytinyağı almış dönmekteydim. Niye Ayvalığı seçmiştik yazı geçirmek için, oysaki birlikteliğimizi yeni kurmuştuk? bu soru benim de aklımı kurcalasa da onunla ilişkimiz günümüz ilişkilerine hiç benzemiyordu, zamane insanları değildik, çeşme ve bodrum gibi tatil beldeleri de hiç bize göre değildi. evlilik kurumuna da inandığımız söylenemez zaten o 70 yaşındaydı ve onu ailemle tanıştırmaya cesaret edememiştim. sonuçta 70 yaşındaydı.... yine de huylarımız uyuşuyordu, yoo...? uyuşmuyordu, ama olsun. -ben bu işi çözemedim.-
İtiraf etmeliyim ki hayatımın bu döneminde Ayvalık'taki en eğlenceli zamanlarım bu traktörün tepesinde içim pır pır ederken, hafif hafif titrerkenki anlar oluyordu. domatları da sıkı sıkı tutmayı unutmuyordum tabi. Güzel yazlık evimize vardığımda domatları ve teneke zeytinyağı ona vermeden önce yapmam gereken bir iş vardı. Yan komşumuza uğramalıydım. Yan komşumuz tahmin etmiş olduğum gibi yazlık evlerinin çevresinde tüm konsantrasyonuyla koşmaktaydı. O üç senedir ististasız günde 4 saat uyuyup 20 saat koşuşyordu, bütün bu uğraş da o göbeği indirmek içindi, ama olamayor olamayordu. İlk sene tempolu yürüdü, ikinci sene orta hızda koştu ve son sene sadece depar atıyordu. bir yandan da kulağında kulaklık BENGÜ'den bir şeyler çalıyordu telefonunda durmadan. Bihter'in telefonu diye takılsalar da oldukça pahalı bi telefondu tabii... koşarak komşumuzun yanına gittiğimde bir anlığına durdu. Ona benden sipariş etmiş olduğu gibi big mac menü ve 6'lı nugget'ı çıkarttım cebimden. Ufak bir sohbete başladık. Bana ne kadar koşsa da olmadığını söyledi. ben de abi tabi olmaz hala big mac'in yanında 6'lı nugget söylüyosun be dedim. hak verdi, ve bir yandan yiyip bir yandan koşmaya devam etti.
ufak sohbetimizin hemen ardından ona benden sipariş etmiş olduğu domatesleri ve teneke yağı vermeye gittim. Çok sevindi. Küçük şeylerle mutlu oluyordu çoğu zaman. Mantar ağaçlarıyla süslü bahçemizde ufak bir mutluluk anı yaşadı. domatlar ne domattı, yağ da adeta tanrıların saçlarına süreceği kadimlikteydi(kadimlik ne ya ahhahahahafdsfds).
Sonraki gün beldemizde ufak bir telaş başladı. 70 yaşındaki O'nun da dahil olduğu yaşlı kadınlarımız arasında kulaktan kulağa bir dedikodu başlamıştı. Ayvalığa ADANA'dan tüm yurdu gezmeye yola çıkmış çok usta, nokta atışlar yapan, çözmeyeceği büyü olmayan ama taktımı oldukça ters konuşan bir falcı kadın uğramıştı. Rivayet gerçekti. Kadın hakkaten Ayvalık'taydı. Şehir merkezinde kendisine çadırdan bir yalı kurdurmuştu ve yalının önünde nerdeyse bizim yazlık eve kadar uzayan bir kuyruk vardı. Meraklandım ve hemen kuyruğun başına gittim ne olup bitiyor diye. Bir çocuğun üstündeki büyüyü kaldırıyordu kadın. ÇOCUK kadına önce, ben yarım saattir bakıp bakıp gülüyorum sana mı battı diye azcık küstahça bir takılmada bulundu, alkollüydü çocuk belli, alkol alınca biraz sapıtabiliyordu. Ufak gülüşmelerin ve diyalogların ardından çocuk problemini anlattı kadına: ÇOCUK IŞIK GÖRÜYORDU. Sol gözünde yumruk kadar ışık gördüğünü söyledi. Çocuk hakkaten ara ara ışık görüyordu. Kadın gayrı ihtiyari (kelimeye bak be) gülmeye başladı. Çözüm olarak ışık gördüğü zamanlarda 15 dakkalığına karanlık bir odada durmasını istedi. geçerdi....
Bütün bu lay lay lom (galibaa...) ların olduğu esnada kadın beni farketti. Aramızda büyük bir mesafe olmasına rağmen bana doğru koşmaya başladı. Yanıma geldi ve çabbbucak abiiiiiiiiiiiiiiiii.... mantar ağaçlı bahçenize gitmeliyiz sende büyü var dedi. oha, şaşırdım. oha sonuçta, ne büyüsü. ışık gören çocuk da ufak bir onaylamada bulunmamış değildi. 70 yaşındaki O büyü yapmıştı bana kadının söylediğine göre. Hemen üç harflilerini çağırdı bişiler yaptı. Traktörle beraber yazlık eve gittik, içim yine bi hoş oldu tabi traktörde. neyse eve gittik. Ve okuduktan sonra bana okunmuş ufak bişi verdi. Yuttum. Diğer yandan 70 yaşındaki o oturmuş evimnizin yanındaki denizi izliyordu bütün huzuruyla. hayatın verdiği yorgunluk bunu gerekiriyordu. Gittim yanına ve gördüm. O an. O an yaşadığım şok tarif edilebilir gibi değil. O'na baktım ve o 70 yaşında değildi. bir daha baktım ve evet bizim yaşımızdaydı O. Ohaaaa dedim ve akabinde tam olarak Ezel'deki Cengiz'in ses tonuyla HAADİ BEE dedim. o hakikaten de bizim yaşımızdaydı. Peki neden böyleydi, nolmuştu. Öğrendim ki meğer bana büyü yapmıştı. Aslında 70 yaşında değildi ama ben onu öyle görebileyim diye büyüydü hepsi. Çıldırdım, cinnet geçirdim ve koşmaya başladım... çeşme veya bodrum gibi biyere koşmaya başladım..........büyüydü. bam. vallahi bu gidiş gelişler yormuştu.
.......
ahahah bu hikayenin konusu ve içeriği tamamen bana ait değil. el birliği ve şey fdsfsdf
19 Mayıs 2010 Çarşamba
YOSMA
halledilmesi gereken işler, yapılması gereken görevler. planlanması gereken gelecek ve hatta belki veya bir atılım. hızlı koşmak gerek. yahut beklemek, gitsinler diye kulakları kapatmak gözleri kısmak. bunların hiçbiri yalnız yapılıyor. çok da güzel. daha güzel. rahat. istemeyerek ama en azından şuurluca.
şuur.şuğ.şu.şşş...
böyle yapılmaz ama. bu yapılmaz. bana yapılmaz.ben yapamam. bi ben yapamam. başkaları yapabilirken. denedim. olmadı. korku. boşalmaya başlayabiliyor en azından. özlemiştim aslında. eskiye özlem. ve ona özlem. ve ona özlem duyacak olmakla eskiye özlem arası, sayfa boş değil. daha değil. yakın.
ama özlem duyacağını biliyo olduğun için daha özlem duymuyorken özlem duyuyor olacağın için daha şimdiden şuanki özlem duymaya duyduğun özleme özlem duymak esas şizofrenik durum olabilir. incelenebilir. pek tabiğ. en azından beyaz, memur penisi şeklinde bit kadar okla aynı noktaya tikli gibi üç saniyede bir renk değişimini kontrol etmek için bastırmaktan daha az ezik bir duruma benziyor.
kafamı dağıtmak için dağılmam gerektiği de mesela yeni bir gözlem. iç. iç. iç. değil.
çiğ halimle dansetmek kısmını çözebilmemin çok kolay olmamasının sebebi kaburgalarım arasında yanan zehirlenmiş bölgede kontrolü sağlayamamışlığımla alakalıydı en son bölgeyi keşfe çıktığımDA.
KIZDIM. YETER OF. Bİ BİT ARTIK. GELMESEYDİN KEŞKE. BEN İSTEMESEYDİM İŞTE. KELİMELERLE DEBELENİYORUM ARTIK VAKİT GEÇİRMEK İÇİN, . Bİ AN VAZGEÇÇMEK İÇİN SAÇMALAMAK İSTİYORUM. BAĞIR. BAĞIR. BAĞIR. BAĞIR. BAĞIR. MANASIZCA BAĞIRMAK BAĞIRMAK KADAR MANALI BİR HAMLE DEĞİL. FARKINDAYIM. ONDAN BAĞIRMIYORUM. SUSTUKÇA DA AKIYO. PAÇALARIMDAN AKIYORSUN.İMLAYA DİKKAT EDEREK HEM DE. BU TARZ BİR DURUMDAN İLK DEFA RAHATSIZLIK DUYUYORUM. İSTEMİYORUM. ÇIK. GİT. SİKTİRGİT. ÖL.
me.
istiyorum seni aslında. diğer tarafımda. hangi diğer tarafımda olduğunu yeni keşfettim. benim de diğer tarafım varmış galiba.
şuur.şuğ.şu.şşş...
böyle yapılmaz ama. bu yapılmaz. bana yapılmaz.ben yapamam. bi ben yapamam. başkaları yapabilirken. denedim. olmadı. korku. boşalmaya başlayabiliyor en azından. özlemiştim aslında. eskiye özlem. ve ona özlem. ve ona özlem duyacak olmakla eskiye özlem arası, sayfa boş değil. daha değil. yakın.
ama özlem duyacağını biliyo olduğun için daha özlem duymuyorken özlem duyuyor olacağın için daha şimdiden şuanki özlem duymaya duyduğun özleme özlem duymak esas şizofrenik durum olabilir. incelenebilir. pek tabiğ. en azından beyaz, memur penisi şeklinde bit kadar okla aynı noktaya tikli gibi üç saniyede bir renk değişimini kontrol etmek için bastırmaktan daha az ezik bir duruma benziyor.
kafamı dağıtmak için dağılmam gerektiği de mesela yeni bir gözlem. iç. iç. iç. değil.
çiğ halimle dansetmek kısmını çözebilmemin çok kolay olmamasının sebebi kaburgalarım arasında yanan zehirlenmiş bölgede kontrolü sağlayamamışlığımla alakalıydı en son bölgeyi keşfe çıktığımDA.
KIZDIM. YETER OF. Bİ BİT ARTIK. GELMESEYDİN KEŞKE. BEN İSTEMESEYDİM İŞTE. KELİMELERLE DEBELENİYORUM ARTIK VAKİT GEÇİRMEK İÇİN, . Bİ AN VAZGEÇÇMEK İÇİN SAÇMALAMAK İSTİYORUM. BAĞIR. BAĞIR. BAĞIR. BAĞIR. BAĞIR. MANASIZCA BAĞIRMAK BAĞIRMAK KADAR MANALI BİR HAMLE DEĞİL. FARKINDAYIM. ONDAN BAĞIRMIYORUM. SUSTUKÇA DA AKIYO. PAÇALARIMDAN AKIYORSUN.İMLAYA DİKKAT EDEREK HEM DE. BU TARZ BİR DURUMDAN İLK DEFA RAHATSIZLIK DUYUYORUM. İSTEMİYORUM. ÇIK. GİT. SİKTİRGİT. ÖL.
me.
istiyorum seni aslında. diğer tarafımda. hangi diğer tarafımda olduğunu yeni keşfettim. benim de diğer tarafım varmış galiba.
9 Kasım 2009 Pazartesi
7 Ekim 2009 Çarşamba
sirKe
-Salonun dışındakilere de kulak verilsin...
-Hay hay
Düzinelerce beyaz şapkalı siyah smokinli günümüz kapıkulu delikanlısının hayal ettiği de tam olarak bu sevgi dolu karşılama anıydı belliki.
Salonun dışındakilere kulak verilmesi istenmişti. Ve düzinelerce beyaz şapkalı siyah smokinli delikanlının tamamı salonun dışında bu haberin de etkisiyle mutluluk gözyaşlarına boğulmuşlardı.
bilirsiniz duygusal çocuklardır. bu "duygusal" boşalmayı haketmek için sebepleri olmadığını da söyleyemezsiniz.
siyah smokinli delikanlılarımızın beş parasızlıktan hayatları boyunca sahip olabileceği en kaliteli üst baş beyaz şapkaları ve siyah smokinleri kaldıkça, sırf bir anlık farkedilmek mutluluğunu yaşamak uğruna karşılaştıkları istisnasız her kadının yanından geçerken o smokinin içinde dünya imparatorluğu tiranının kara kuvvetleri ve deniz kuvvetleri komutanına ait üniformayı giyiyormuş havasıyla burunlarını çekip üniformadan kalbin üstündeki armaya doğru tesbihi salladıkça bütün bu ilgi istencine rağmen görebildikleri tek ilgi yurt evindeki pilav sofrasında akşam vaazından hemen sonra yatsı namazından hemen önce, abilerin sırtlarını sıvazlamasıyla kaldıkça o küçüldükçe küçülen egosu, o ilgi istenci, o siyah smokini giyebilmek uğruna harcadığı benliği, yaldızlı, üstünde osmanlıca ben (BEN) yazan siyah kından sirke kokusuyla CERN deneylerinde veya tanrı yaratılışında en kötü ihtimalle nietzche sirkinde soytarının ölümünden az sonra vefa borcu olarak bulunmuş olsun o simsiyah antimaddeden yapılmış kara delikten az önce koparılmış güçlü, sinirli, adaletli, tedirgin, ağır, adil, yaşlı, gurur siyahı COP çıkınca var ya.....
salon dışındakilere de kulak verilmesi istenmişti,
hay hay
coplar salon dışındakilerin kulaklarına kulaklarına verildikçe bizim delikanlıların smokinlerinin pantolonlarının uçkur kısımlarına bir dikkat ediniz.
sirk başlasın.
-Hay hay
Düzinelerce beyaz şapkalı siyah smokinli günümüz kapıkulu delikanlısının hayal ettiği de tam olarak bu sevgi dolu karşılama anıydı belliki.
Salonun dışındakilere kulak verilmesi istenmişti. Ve düzinelerce beyaz şapkalı siyah smokinli delikanlının tamamı salonun dışında bu haberin de etkisiyle mutluluk gözyaşlarına boğulmuşlardı.
bilirsiniz duygusal çocuklardır. bu "duygusal" boşalmayı haketmek için sebepleri olmadığını da söyleyemezsiniz.
siyah smokinli delikanlılarımızın beş parasızlıktan hayatları boyunca sahip olabileceği en kaliteli üst baş beyaz şapkaları ve siyah smokinleri kaldıkça, sırf bir anlık farkedilmek mutluluğunu yaşamak uğruna karşılaştıkları istisnasız her kadının yanından geçerken o smokinin içinde dünya imparatorluğu tiranının kara kuvvetleri ve deniz kuvvetleri komutanına ait üniformayı giyiyormuş havasıyla burunlarını çekip üniformadan kalbin üstündeki armaya doğru tesbihi salladıkça bütün bu ilgi istencine rağmen görebildikleri tek ilgi yurt evindeki pilav sofrasında akşam vaazından hemen sonra yatsı namazından hemen önce, abilerin sırtlarını sıvazlamasıyla kaldıkça o küçüldükçe küçülen egosu, o ilgi istenci, o siyah smokini giyebilmek uğruna harcadığı benliği, yaldızlı, üstünde osmanlıca ben (BEN) yazan siyah kından sirke kokusuyla CERN deneylerinde veya tanrı yaratılışında en kötü ihtimalle nietzche sirkinde soytarının ölümünden az sonra vefa borcu olarak bulunmuş olsun o simsiyah antimaddeden yapılmış kara delikten az önce koparılmış güçlü, sinirli, adaletli, tedirgin, ağır, adil, yaşlı, gurur siyahı COP çıkınca var ya.....
salon dışındakilere de kulak verilmesi istenmişti,
hay hay
coplar salon dışındakilerin kulaklarına kulaklarına verildikçe bizim delikanlıların smokinlerinin pantolonlarının uçkur kısımlarına bir dikkat ediniz.
sirk başlasın.
12 Eylül 2009 Cumartesi
1 Ocak 2009 Perşembe
antonet
Şu an, çalan müziğin notaları alkolün de etkisiyle gözlerimin önünde sol anahtarına sarılmış sevişiyorlar. Bir piyano tınısı.. hayır hayır kulüpte çalan ortalama bir elektronik müzik voltajı. eah,
Bu denli müzik aşığı olmadığım bariz, nezaketen uzattığım bu konuyu geçmenin vaktidir.
Çünkü salatası ne söyleyeceğini bilemeyenler veya söyleyeceğini kafasında hızlıca kuramayan salaklar için leziz bir içki mezesidir. Ama ben ne salağım, ne de içki içebilmek için mezeyle içkinin kederini damıtmaya ihtiyacım var. mutlu olmak için alkol alınmayacağını düşünenler ekolündenim. hüzünlü bir zevk, veya eğlenmek için hüzünlenme iksiri; saniyeler etrafında dönen hüzün eğlence verkaçları, belki yatağa kadar giden yorgana zevk parçaları damlatan bir mutluluk ardından sabah, hayır hayır öğleden sonra baş ağrısı ve gün boyu belirli saatlerde mutsuzluk seansları. daha çok işletim sisteminin güncellemesi veya şarjör değişikliği. MEY, belki de tasavvufun ta kendisi, tasavvuf fazla cüretkarsa da bir nirvana denemesi olduğu kesin.
ah antonett
antonett bahsettiğim nirvana ayini sırasında yeşil piyanonun tepesinde karakteristik somurtuşuyla onu izleyen potansiyel aşıklarını selamlıyordu. suratında en küçük bir gülümseme olmadan çevreye mutluluk saçmak için sadizm derecesinde şiddete meyilli olmak lazım ki doğanın harmonik tıkırındaki dengesinin emirlerine hiyanet bize düşmez. Yeşil piyano üstünde kalın sütun bacaklarını sallayan bu antonet suratındaki kırbaçla etrafındaki adamlara acı saçarken adamlar hayranlıkla ellerini ceplerine atıyorlardı. Burada harmoni ve mistisizm yok hele doğa kanunları hiç uymuyor. Mey demiştik ki tasavvuf diyebilelim diye kılıfımız olsun istedik. Sadizme aç salakların neresinde peki bu tasavvuf. Seni seveni sev. Sen sevgisindir, sevgili sendir sevmektir insan aslında hepimiz aynı hepimiz tek hepimiz herşey ve hepimiz tek sevgi, hepimiz tekin sevgisiyken hepimiz ayrı ayrı hepimizin sevgilisiyken antonet nasıl sevmez. Antoneti herkes severken antonet nasıl sevmez.
Antonet nasıl sevmez.
Aslında antonet yeşil piyanonun üstünde değildi, şarkı söylemek de hiç tarzı değil. o herkesin içindeki yalnız klişesinin vücut bulm... pehh, ne diyorum ben. o yalnız olur mu. o antonet ve antoneti kim sevmez. yan masanda tanrıça oturuyorken, sırayla bütün lokanta saygılarını sunmak için tanrıçanın önünde kendilerini adak veriyorsa o şımarmasın diye tanrıçayla ilgilenmiyormuş gibi yapamazsın ki. ben antoneti yalnız yakalamıştım, ışığı bütün lokantaya yayılmaya başlamadan hemen önce sadece o, ve tanrıça olmadığını düşündüğüm için yanında ben.
bir matrixvari zamanının yavaşlaması anı ve sadace ikimiz ve ağır ağır yaklaşan mermiler. ve antonet ve ben. o farkında olmasa da ikimiz orada duruyorduk. ben ve o. rüyalarda bunun denemesini 350000 kere yapmşlığın özgüveni ve ben. ve antonet. ve antonet ve ben. eah, hiç farketmez. ben provalarda çalıştıklarımı şovumda ortaya koymaya özgüvenimi topladığımda, kmler uzaktan gelen kahkahalar yaklaşmaya başlamıştı bile. ha ha ha. kulağımda daha ayırdedilebilir yakınlığa gelmişlerdi. ha haha hahahaa. rahatsız edeceklerdi. belki bi anlık ilgisinin bende toplaması ihtimalini mahvedeceklerdi. ben galiba yine, cümlelerimle birlikte kendimi yeşil piyanonun yanına gömmek zorunda kalacaktım. hahahahahahaha siluetler görünür olmuştu. hahahahahahfsdhdgsdhahahnfdn antonet yüzlerini seçebilmeye başlamıştı. aghhahgahfsdgahahahaha. antonet de onlara gülümsemeye başladı. agfdhdahahshfshahdshahah hepsi benim kadar iddialıydılar hem bu sefer yarışa 1-0 da başlamıyordum. ahaghahahshahahahahahahahahahha
bir kez daha küreğimi getiriniz.
antonetin etrafı ismini bilmediği kahkahalarla dolmuştu. onlarca bilmediği gülümseme. beni biliyordu. eskiden. hatırlamaması beni üzmezdi çünkü rüyalarımda tanışma provasını pek çok kez yapmıştım -belki matrixin harddiskinin kaldırmayacağı kadar-
hayır hayır, antonett tanrıça değildi. çok yakındı ama değildi.
peki ya ben senelerdir görmediğim, tanrıça olmayan bir kızla sohbet edemeyecek kadar korkak mıydım? çok yakındım ama değildim.
yanına gittim, beni hatırlayıp hatırlamadığını sordum.
hatırlamadığını söyledi.
ben de küreğimi elime alıp yanından ayrıldım.
Bu denli müzik aşığı olmadığım bariz, nezaketen uzattığım bu konuyu geçmenin vaktidir.
Çünkü salatası ne söyleyeceğini bilemeyenler veya söyleyeceğini kafasında hızlıca kuramayan salaklar için leziz bir içki mezesidir. Ama ben ne salağım, ne de içki içebilmek için mezeyle içkinin kederini damıtmaya ihtiyacım var. mutlu olmak için alkol alınmayacağını düşünenler ekolündenim. hüzünlü bir zevk, veya eğlenmek için hüzünlenme iksiri; saniyeler etrafında dönen hüzün eğlence verkaçları, belki yatağa kadar giden yorgana zevk parçaları damlatan bir mutluluk ardından sabah, hayır hayır öğleden sonra baş ağrısı ve gün boyu belirli saatlerde mutsuzluk seansları. daha çok işletim sisteminin güncellemesi veya şarjör değişikliği. MEY, belki de tasavvufun ta kendisi, tasavvuf fazla cüretkarsa da bir nirvana denemesi olduğu kesin.
ah antonett
antonett bahsettiğim nirvana ayini sırasında yeşil piyanonun tepesinde karakteristik somurtuşuyla onu izleyen potansiyel aşıklarını selamlıyordu. suratında en küçük bir gülümseme olmadan çevreye mutluluk saçmak için sadizm derecesinde şiddete meyilli olmak lazım ki doğanın harmonik tıkırındaki dengesinin emirlerine hiyanet bize düşmez. Yeşil piyano üstünde kalın sütun bacaklarını sallayan bu antonet suratındaki kırbaçla etrafındaki adamlara acı saçarken adamlar hayranlıkla ellerini ceplerine atıyorlardı. Burada harmoni ve mistisizm yok hele doğa kanunları hiç uymuyor. Mey demiştik ki tasavvuf diyebilelim diye kılıfımız olsun istedik. Sadizme aç salakların neresinde peki bu tasavvuf. Seni seveni sev. Sen sevgisindir, sevgili sendir sevmektir insan aslında hepimiz aynı hepimiz tek hepimiz herşey ve hepimiz tek sevgi, hepimiz tekin sevgisiyken hepimiz ayrı ayrı hepimizin sevgilisiyken antonet nasıl sevmez. Antoneti herkes severken antonet nasıl sevmez.
Antonet nasıl sevmez.
Aslında antonet yeşil piyanonun üstünde değildi, şarkı söylemek de hiç tarzı değil. o herkesin içindeki yalnız klişesinin vücut bulm... pehh, ne diyorum ben. o yalnız olur mu. o antonet ve antoneti kim sevmez. yan masanda tanrıça oturuyorken, sırayla bütün lokanta saygılarını sunmak için tanrıçanın önünde kendilerini adak veriyorsa o şımarmasın diye tanrıçayla ilgilenmiyormuş gibi yapamazsın ki. ben antoneti yalnız yakalamıştım, ışığı bütün lokantaya yayılmaya başlamadan hemen önce sadece o, ve tanrıça olmadığını düşündüğüm için yanında ben.
bir matrixvari zamanının yavaşlaması anı ve sadace ikimiz ve ağır ağır yaklaşan mermiler. ve antonet ve ben. o farkında olmasa da ikimiz orada duruyorduk. ben ve o. rüyalarda bunun denemesini 350000 kere yapmşlığın özgüveni ve ben. ve antonet. ve antonet ve ben. eah, hiç farketmez. ben provalarda çalıştıklarımı şovumda ortaya koymaya özgüvenimi topladığımda, kmler uzaktan gelen kahkahalar yaklaşmaya başlamıştı bile. ha ha ha. kulağımda daha ayırdedilebilir yakınlığa gelmişlerdi. ha haha hahahaa. rahatsız edeceklerdi. belki bi anlık ilgisinin bende toplaması ihtimalini mahvedeceklerdi. ben galiba yine, cümlelerimle birlikte kendimi yeşil piyanonun yanına gömmek zorunda kalacaktım. hahahahahahaha siluetler görünür olmuştu. hahahahahahfsdhdgsdhahahnfdn antonet yüzlerini seçebilmeye başlamıştı. aghhahgahfsdgahahahaha. antonet de onlara gülümsemeye başladı. agfdhdahahshfshahdshahah hepsi benim kadar iddialıydılar hem bu sefer yarışa 1-0 da başlamıyordum. ahaghahahshahahahahahahahahahha
bir kez daha küreğimi getiriniz.
antonetin etrafı ismini bilmediği kahkahalarla dolmuştu. onlarca bilmediği gülümseme. beni biliyordu. eskiden. hatırlamaması beni üzmezdi çünkü rüyalarımda tanışma provasını pek çok kez yapmıştım -belki matrixin harddiskinin kaldırmayacağı kadar-
hayır hayır, antonett tanrıça değildi. çok yakındı ama değildi.
peki ya ben senelerdir görmediğim, tanrıça olmayan bir kızla sohbet edemeyecek kadar korkak mıydım? çok yakındım ama değildim.
yanına gittim, beni hatırlayıp hatırlamadığını sordum.
hatırlamadığını söyledi.
ben de küreğimi elime alıp yanından ayrıldım.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)